Kitap Önerisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap Önerisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2017 Çarşamba

Nehir Erdem - İki Entrika Bir Düğün İsmail




BA-YIL-DIM!!!
Tek kelimeyle bu kitaba bayıldım sayın okuyucu.
Uzun zamandır tadı damağımda bu kadar güzel kalan bir kitap okumamıştım.
Bitireli birkaç gün oldu ama yeni bir kitaba başlayamıyorum.
Ay resmen boşluğa düştüğümü hissediyorum bu kitaptan sonra.
Kıkır kıkır gülerek okuduğum nadide kitaplardan.
Özlemişim bu tarz kitap okumayı da.
Beni gülme krizine sokan üç repliği paylaştım yukarıda ama emin olun güleceğiniz daha çok olay var.
Nehir Erdem bundan sonra favori yazarlarımdan oldu :)
Diğer kitapları da ilk fırsatta alınacak, o kadar! :)

Konusuna gelecek olursak eğer;
Esas oğlanımız İsmail mahallenin yakışıklı genci, ağır abisi, gamzelisi ve minibüs şoförü.
Esas kızımız İnci yeşil gözlü bir ahu ve üniversite öğrencisi.
İkisinin de ortak yanı; keçi gibi inatları, hiçbir lafın altında kalmamaları, ailelerine karşı gelemeyecek kadar saygılı olmaları ve annelerinin evlendirme çabaları.
Bir de tüm bunlara dedikoducu bir mahalle eklersek ne olur?
Ortaya oldukça komik bir evlenme hikayesi çıkar :)
Ah o İsmail'in "Komşu Kızı" demeleri yok mu :)
Ah o İnci'nin İsmail'in gamzeli gülüşlerinde erimeleri yok mu :)
ŞAHANEYDİ ♥
Kitap bir de mahalle ağzıyla yazılmış.
Tamam itiraf ediyorum başta yadırgadım ama sonradan alışıyorsunuz o argo konuşmalara.
Her şeyiyle sımsıcak bir aşk hikayesiydi.
Daha fazla şeyden bahsetmek istemiyorum, aslında üzerine çok konuşmak istiyorum ama yapamıyorum.
Çünkü bir başlarsam kendimi durduramayacağım ve tüm hikayeyi anlatacağım.
E haliyle bu da hoş olmayacak çünkü fazlasıyla spoiler olacak, okumayanlar kızmasın sonra :)
Off yaaa ama keşke daha mı yavaş okusaydım da bitmeseydi bu kitap.
Neyse efenim, okuyun okutturun, herkescikler okusun yahu! :)




1 Eylül 2015 Salı

Cengiz Aytmatov - Dişi Kurdun Rüyaları

Aytmatov bu romanında iyi-kötü, ilahi adalet ve kader gibi çetin konuları sorgulamaktadır. İnsanın bu ezeli ve ebedi soruları, bir papaz okulu öğrencisinin düşüncelerinde, esrar kaçakçılarının, Kırgız çobanlarının ve kurtların hayat hikayelerinde irdelenmektedir. İlahi kudretin varlığını sürekli vurgulayan, ama sorumluluğu insanda ve insanların ortak sorumluluğunda arayan çok çarpıcı bir olaylar örgüsü anlatılmaktadır. Dişi Kurdun Rüyaları aynı zamanda çok etkileyici bir "çevre romanı"dır. Aytmatov'un, kirletilen Kırgız bozkırları ve bozulan tabiat dengesi karşısında haykırışıdır.
{Arka Kapaktan}
 
 
Bu kitabı okurken kendimi çok tanıdık bir filmi izliyormuşum gibi hissettim.
Kitabı bitiresiye kadar kendinizi sürekli bir sorgulama içinde buluyorsunuz.
Bana öneren Siyah Tayt Giyen Kız



24 Ağustos 2015 Pazartesi

Ahmet Hamdi Tanpınar - Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiiri sembolist bir ifade üzerine kurulmuştur. Aynı anlatım tarzı romanlarına da zaman zaman sirayet eder. Ancak muhteva açısından metafizik eğilimleri ile estetik endişelerini şiire ayırdığı halde, sosyal temalar için nesri seçmiştir. Romanları, zengin hayat hikayesinden taşarak Türkiye meselelerine kendine has yorumlar getirir. Medeniyet değiştirme girişimlerinin insanımızı soktuğu çıkmazları araştırırken yaptığı tahliller, insanımız ve toplum yapımız açısından dikkate değer hükümler taşır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü toplumumuzun bu değişme süreci içindeki durumunu, fertten yola çıkarak topluma varan teknikle anlatıyor.
{Arka Kapaktan}
 
 
Siyah Tayt Giyen Kız'ın önerisiyle almıştım kitabı.
Ve yine okumaktan pişman olmadığım bir kitap oldu.
Gerçi bu zamana kadar okumuş olmalıydım klasikleri.
Ama utanarak itiraf ediyorum ki okumadım.
Kütüphaneme katacağım daha birçok kitap var o yüzden.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı kitabını ilk okumaya başladığımda "Ne kadar saçma şeyler oluyor böyle" diye bir tepki vermiştim.
Ancak mevzu bahis Ahmet Hamdi Tanpınar olunca daha derinlemesine düşünmek gerektiğini ayırt ettim.
Arka kapakta yazanlar ne demek istediğimi anlatmaya yeter de artar diyorum.
İçinizde benim gibi okumaya geç kalmış olan varsa bu kitabı, ilk fırsatta okusun diyorum.
 
 
 


18 Mart 2015 Çarşamba

Rachel Harris - Benim On Altıncı Yüzyılım

Gençlik romanlarından biri.
Yani benim yaşıma pek hitap etmiyor.
Ancak kafamı dağıtmak için seve seve okudum :)
Serinin ilk kitabı bu.
İkincisini bulsam onu da okurum ne yalan söyliyim :)


“On altıncı yüzyıl ile modern dünyanın zekice bir kurguyla iç içe geçtiği Benim On Altıncı Yüzyılım, okuru daha önce deneyimlemediği, keyifli bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.”

Küçük yaşlarda anne-babası ayrılan, ardından annesinin onu terk etmesiyle ailevi bağlara inancı kalmayan Cat, insan ilişkilerinde başarısız bir genç kızdır. Kendisiyle yakınlık kurmak isteyenlere karşı mesafeli duran, aynı zamanda aşka duvar örmüş biridir. Ta ki babası ve babasının hiç hoşlanmadığı nişanlısıyla çıktığı Floransa tatilinde tanıştığı, doğaüstü güçlere sahip bir Çingene onu 16. yüzyıl İtalya’sına gönderene kadar…

Zamanda yaptığı bu yolculuk sırasında tanıştığı birbirinden ilginç insanlar ve yaşadığı olaylar sayesinde hayata bambaşka pencerelerden bakmaya başlayan Cat, Rönesans İtalya’sındaki macerasına son verip modern yaşantısına dönmeyi başarabilecek midir?

“Merak uyandıran fantastik bir kurguyla yazılmış ve bunu okuyucunun hayal gücünü yormadan gerçekleştirmeyi başarmış olağanüstü nitelikte bir ilk roman.”
The New York Times

“16. yüzyıl ile modern dünyanın zekice bir kurguyla iç içe geçtiği Benim On Altıncı Yüzyılım, okuru daha önce deneyimlemediği bir zaman yolculuğuna çıkarıyor.”
USA Today

“İlham veren karakterlerle donatılmış, Harris'in esprili üslubunu konuşturduğu oldukça eğlenceli ve fantastik bir roman.”
Publishers Weekly   




9 Mart 2015 Pazartesi

Nazan Bekiroğlu - Cümle Kapısı

Deneme yazısı okumayı sevmiyorum.
Nazan Bekiroğlu'nun üslubunu seviyorum.
Çelişkili durumu ortadan kaldırıp aldım kitabı.
Akıcı bir dil.
Hiç sıkılmadım.
Aksine çok bilgilendim.
İlgi çekici o kadar güzel şeyler, detaylar öğrendim ki.
Ödül almayı hak etmiş bir kitap gerçekten.
 
 
Arka kapağında yazanlar ise şunlar;

"Kelimeyle değil, cümleyle düşündüğümü fark ettim ben. Muhal farz bile olsa "Her şeyi özetleyecek bir cümle" tutkum, mana birimimin cümle olmasından. Karmaşık cümlelerle konuşmayı sevmem, öyle düşünmemden. Başka türlü anlatamıyorum, bu yüzden mazurum ben.

Faturaların, makbuzların, ihbarnamelerin arkasına.

Mektup zarflarının, davetiyelerin, program kartlarının boşluklarına.

Peçetelerin üzerine.

Kitapların, kenar sularına, kapak içlerine.

Defterlerin, sayfaların değil kıyılarına köşelerine.

Yazılıp da bırakılmış; bilinç kendine bile hırsız, kim bilir bazıları hatırlanmış da sonradan unutulmuş bunca cümleyi bir yerlerden bulup da çıkarmam. Burada böyle bir kapı açmam.

Cümle Kapısı: Kalbin Kapısı.

Sonra, sebebi malûm sırrı meçhul, yani bana muamma, tutup bu kapıyı kapatmam.

Eğer beni okuyanla paylaşım isteği ve daha yakından tanışma beklentisinden değilse, defterimde kalan cümleden kurtulma isteğimden.

Bir şey değil, yeni bir şey söylemek için."
 


5 Mart 2015 Perşembe

Stephanie Lehmann - Aynadaki Ben

Yaşamlarımız arasında bir bağ olabilir mi acaba?
O eski bavulda saklanmış günlükten, yüz yıl önce yaşamış hırslı ve kararlı bir kadının hayatı çıktı. Onun, tepetaklak olan hayatının harabelerinden azmi sayesinde sıyrılıp, yepyeni şeyler kurma çabasını okudukça yıllar önce yaşamış o kadından sandığım kadar uzak olmadığımı anlıyorum.
 
"Bir yüzyıl arayla New York'ta yaşayan iki kadının iç içe geçmiş hayatları üzerinden anlatılan kader, mücadele ve irade gücüne dair merak uyandıran bir hikaye. Bu sezgileri güçlü, büyüleyici ve bütünüyle eğlenceli hikayede, geçmiş ve bugün beklenmedik biçimde birbirine karışıyor."
{Khaled Hosseini-Uçurtma Avcısı kitabının yazarı}
 
 


25 Şubat 2015 Çarşamba

Hüseyin Nihal Atsız - Ruh Adam

Siyah Tayt Giyen Kız'ın önerisiydi bu kitap.
İyi ki okumuşum.
O kitap ayracı da Siyah Tayt Giyen Kız'ın hediyesi :)
Teşekkürler kuzum ^.^
Ben özellikle kitabın başlangıcındaki hikayeye bayılmıştım.
Mutlaka okunması gereken bir kitap.
Okuyun, okutturun!
 
 
"Ruh Adam", Türk Edebiyatı'nda pek alışılmamış çeşitte bir romandır. Müellifin tarihi romanlarını okumuş olanlar, tarihi bir roman gibi başlayan bu eserin öyle olmadığını görecek, sayfalar ilerledikçe kendilerini aşırı bir sembolizmin içinde bulacaklardır.
Bir tarih çeşnisinin de yer aldığı roman, yaşamanın gayesini yalnızca askerlikte bulan bir subayın hayatıdır. Tabiatüstü olaylarla anlatılan bir hayat hikayesinin, dikkatle bakıldığı zaman, gerçeklerin sembollerle çerçevelenmiş ifadesinden başka bir şey olmadığı görülecektir.
"Ruh Adam", kendi nefsi ile mücadele eden bir insanın macerasıdır. Edebi-ruhi tahlilini yapanlar, eserin hakikaten bir roman mı, yoksa yaşanmış bir hayat mı olduğunu kestirmekte hayli tereddüde düşeceklerdir.
 
 


11 Temmuz 2014 Cuma

Naşide Gökbudak - Miralayın Kızı Süreyya

Aşkın ve tarihin tozlu sayfalarını aralıyor Naşide Gökbudak.
Duyguların capcanlı yaşandığı bir hikaye Miralayın Kızı Süreyya.
Amasya'da köklü bir ailenin kızıdır Süreyya. Ailenin en küçüğüdür, babaannesi Senane Hanım'ın gözbebeğidir. Bir kertmesi vardır, ama Süreyya Paris'te yaşayan amcasının oğlu ile evlenmek istemez ve nişan günü kaçar...
Zaki, Afganistan Şahı'nın yeğenidir. Türkiye'ye tıp eğitimi görmeye gelir, uzmanlığını psikiyatri üzerine yapacaktır. Onun da Şah tarafından uygun görülen bir kertmesi vardır...
Süreyya ihtilallerin olduğu, demokrasiye alışmaya çalışılan bir dönemde yaşar, aşkı Ankara'nın sonbaharlarında musiki dinleyerek tanır. Acı ile aşkın birbirine girdiği bir hayat yaşar.
Naşide Gökbudak Miralayın Kızı Süreyya'da, Türk Milleti'nin kökleşmiş geleneklerini, evlilik, kadın-erkek ilişkileri, yeni Türkiye'nin kimliğini oluştururken toplumun geçirdiği zorlukları, sürükleyici kurgusu ve akıcı diliyle irdeliyor.
Bir solukta okunan roman kimi zaman buruk bir gülümseme yaratıyor, kimi zaman bambaşka bir iklime sürüklüyor.
 
 
Ama bu aşk böyle bitmemeliydi yaa!! :(
 
 
 


26 Haziran 2014 Perşembe

Naşide Gökbudak - Feraye

Bayıldım!!!
Türk filmi tadında, bence harika bir kitap.
Hatta ben kitabı okurken başrollerine Türkan Şoray ve Kadir İnanır'ı yerleştirdim bile kafamda.
Tüm sahneler gözümün önünde canlanıyormuş gibi hissettim.
Dilin akıcı olmasından bahsetmiyorum bile.
Hatta bu kitabı okurken sevdiceğiminle beraber harman dalı ya da zeybek oynadığımızı bile hayal ettim.
Aah aah keşke oynamayı bilseydik!
Bakalım kitabın arka sayfasında ne yazıyormuş:
 
"...Yüzbaşı kollarını iki yana açıp ayağını yere vurarak, zeybeğe başladı. Daha ilk hareketi ile çok erkeksi ve çok efece bir oyun oynadığı belli oluyordu. Feraye şaşkın, öylece Yüzbaşı'yı seyrediyordu. Yüzbaşı bir adımda onun yanına yaklaştı ve yavaşça "Hadi küçük kız, başla. Herkes bize bakıyor."dedi. Feraye, utana sıkıla çevresine bir göz attı. Kendilerinden başka oynayan kimse yoktu. Gerçekten de herkes nefesini tutmuş, onlara bakıyordu. Feraye de kollarını kaldırdı. Müziğe ve Yüzbaşı'ya uymaya çalışıyordu. İlk bir iki dakika bocaladı. Sonra, sanki çevresindeki herkes yok oldu. Yüzbaşı'nın gözlerinden, kendisine doğru bir alev akıyor gibiydi. Başka bir tarafa bakamıyordu. Birbirlerine kilitlenmiş ve uyum içinde; Yüzbaşı erkekliği, kahramanlığı ve tutkuyu, Feraye de kadını ve zarafeti anlatan hareketlerle oynuyorlardı... Ne zamandan beri bu haldeydiler, kendileri de seyredenler de farkında değildi. Müzik devam ediyordu. Belki de ikinci veya üçüncü tekrarıydı..."
 
İşgal altındaki bir ülke... Ellerinde silahları, ayaklarında çarıkları olmadan; yüreklerindeki vatan aşkı ve hürriyet sevdasıyla cepheye koşan kahraman bir halk... Ve bu savaşın tam ortasında, kan ve göz yaşıyla filizlenen bir aşkın tutku dolu hikayesi...
 
Feraye; Naşide Gökbudak'ın eşsiz anlatımı ve yaşanmış hikayelerden yola çıkılarak hazırlanmış kurgusuyla unutulmayacak bir roman..."
 
 
 
 
 
 
 


14 Haziran 2014 Cumartesi

İskender Pala - Efsane (Bir "Barbaros" Romanı)

İskender Pala'nın kitaplarını sevmeyen yoktur herhalde. Ben kendisini ilk Katre-i Matem'de keşfetmiştim. Okuduğum üçüncü romanı Efsane. Adından da anlaşılıyor zaten bir Barbaros romanı işte. Çoğu kişiden "eh, fena değil" gibi yorumlar almama karşın ben kitabı beğendiğimi söylüyorum. Ki çoğunuz okumuşsunuzdur aslında Efsane'yi. Bilirsiniz, yeni çıkan kitapları hemen okumam lazım gibi bir derdim yoktur benim ;) Üzerinden aylar yıllar geçer sonra okurum :)


13 Haziran 2014 Cuma

Naşide Gökbudak - Rahmi Bey

Sırada Rahmi Bey var demiştim hani size. Kitabı bitireli oldu birkaç gün (nasıl da devrik cümle kurarım ama :). Rahmi Bey kitabı yazarın amcasının hayatını anlatıyor. Kitapta kurgu hatası var, editörü not düşmüş zaten, düzeltilmesi gerekiyor acilen:
"Benim yaşamaya hakkım yok. Hep ölmeyi düşündüm ama nasıl ölebileceğimi bilemedim. Ben karnımda o ırz düşmanlarından birinin bebesini taşırım beg!" diye ağlayarak Rahmi'nin ayaklarına sarılmıştı. Rahmi ne yapacağını şaşırmıştı. Iraz'ı nasıl barındıracağını düşünürken, bir de babasız bir çocuk çıkmıştı. O gece sabaha kadar uyumadı. Sabah erkenden, (tecavüze uğradıktan üç yıl sonra hamile kalıyor. Kurguda ciddi bir hata. Editör Notu)" {sf: 157}
Sanırım ne demek istediğim daha net olmuştur bu şekilde :) Ben bu noktadan sonra koptum kitaptan. Yani okusanız da olur okumasanız da.


6 Haziran 2014 Cuma

Okunmayı Bekleyen Kitaplar

Okunmayı bekler kitaplarım...
Naşide Gökbudak'ın Rahmi Bey adlı romanına başladım bile.
Darısı diğerlerinin başına :)



5 Haziran 2014 Perşembe

Naşide Gökbudak - Asıl Adı Atiye

İlk defa ismini duyduğum bir yazar Naşide Gökbudak.
{Bu benim ayıbım sanırım}
Bir alışveriş sitesindeki kitaplara göz atarken karşılaştım yazarın kitaplarıyla.
O an eklemiştim Okunacak Kitaplar listeme yazarı.
Midyat'ta Kiler Market'te kitap reyonuna göz atarken de karşıma çıktı indirimli bir şekilde.
Nasip.
Aldım tabi hemen birkaç kitabını.
Alamadığım birçok kitabı var daha.
Nasip.
Kitap Halide Edip Adıvar tadında, Cumhuriyet'in ilk kuruluş yıllarında geçen gerçek bir hikayeye dayanıyor. Hatta yazarımız bu kitabında Teyzesinin hayatını anlatıyor.
Beni etkileyen bir kitap oldu, sevdim kısacası.
Ama üzüldüm de okurken aynı zamanda.
Ne oldum dememeli ne olacağım denilmeli her zaman için.
Yazarın kitabın son sayfalarında paylaştığı bir cümle vardı ki, her şeyi özetleyen; ne yazık ki paylaşamıyorum onu sizinle. Çünkü o zaman kitabın sonunu da söylemiş olurum.
Okuyun bence ilk fırsatta.
Dili akıcı olduğundan birkaç günde bitirirsiniz.
 
 
 

4 Haziran 2014 Çarşamba

Nazan Bekiroğlu - Nar Ağacı

Sayfaları arasında merakla ilerlediğim, merakımdan bitmesini istediğim ama aynı zamanda biteceği zaman üzüleceğimi bildiğimden bitmesini hiç ama hiç istemediğim bir kitap oldu benim için Nar Ağacı... Sindire sindire okumaya çalıştım hep bu yüzden. Arada okuduğum sayfadan başımı kaldırıp kapattım kapağını ki iyice sindireyim ve bitmesin hiç, istedim. Eğer hala okumayanınız var ise "Okuyun Okutturun" diyorum.

"Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim.
Ben böyle çağırmasam sen öyle gelmezdin."
{sf: 508}
 


18 Mayıs 2014 Pazar

Ahmet Ümit - Beyoğlu Rapsodisi

Okuduğum ilk Ahmet Ümit kitabı.
Sonunun beni kesmediği (çünkü pat diye bitiyor, belki de yazarın tarzı bu) ama sonunun beni bir o kadar da (oldukça) şaşırttığı bir kitap.
Sen neymişsin be Selim!
Bundan sonra Ahmet Ümit'in kitaplarını okur muyum? Okurum.


16 Mayıs 2014 Cuma

Gönül Tahtımızın Eşsiz Sultanı EFENDİMİZ

Peygamber Efendimiz hayatını anlatan bir kitap. Hani "Herkes O'nu Okuyor" yarışmasında sorumlu tutulan kitap. Lise öğrencilerimize dağıtıldı ve tabi biz öğretmenlere de. Yarışmaya katılmadım, ama kitabı seve seve okudum. Hayata artık bambaşka bakıyorum. Peygamber Efendimizin izinden gidebilmemiz dileğiyle...



10 Nisan 2014 Perşembe

Carolly Erickson - Marie Antoinette'in Gizli Günlüğü

Sıkılmadan okuyabileceğiniz tarihi bir kitap.
"Ekmek yoksa pasta yesinler" diyerek tarihe geçmiş, farklı bir kişilik.
Peki ama aslında kimdi Marie Antoinette?

"Marie Antoinette, ne hanedanın çizmeye çalıştığı gibi kutsal bir ilahi varlık, ne de ihtilalcilerin savunduğu gibi düşmüş bir kadındı. Marie Antoinette, sıradan biriydi. Bugün yaşayan ve yarın yaşayacak kadınlardan farklı değildi. Ne şeytani düşünceleri, ne de kahramanlık duyguları vardı. Sözün kısası, bir trajedi kahramanına benzemiyordu.
Bir dahi, çektiği acıdan sorumlu değildir. Çünkü içinde taşıdığı inanç, sonsuz gücünü gösterebilmesi için ona bu ateşten gömleği giydirir. Fırtına nasıl martıyı alır götürürse kaderin güçlü rüzgarı da dâhiyi daha yükseklere sürükler. Sıradan biri ise, yaradılışı gereği sakin bir hayat arar. Trajediyi, dramı istemez. Bunlara ihtiyacı yoktur. Gölgede, sakin bir yerde kalmayı, rüzgarlardan korunarak ılık bir iklimde yaşamayı ister. Kaderin gizli eli onu kargaşalara doğru iterse kaçar, direnir, korkar. Tarihe adını yazdıracak ve dünyaya adını duyuracak sorumluluklarla karşılaşmayı istemez., hatta bundan çekinir bile... Acıyı sıkıntıyı aramaz. Fakat yine de başına gelirse, içten değil dışarıdan gelen bir güçle ona doğru sürüklenir.
Doğuştan kahraman olmayan insanın çektiği acının derecesi, soylu bir kahramanın acısından daha az değildir. Hatta belki de daha ağırdır. Çünkü sıradan bir insanın tüm bu yükü tek başına çekmeye yetecek gücü yoktur. Sıradan biri olan Marie Antoinette, kaderin kurbanı olarak kahramanlaşmanın en güzel örneğini verir." {Stephan Zweig}
 
 
 

5 Nisan 2014 Cumartesi

İskender Pala - Mihmandar: Bir Eyüp Sultan Romanı

İskender Pala benim favori yazarlarımdan birisidir. Yazılarını ilk Katre-i Matem'de keşfetmiştim. Ondan sonra da bulduğum ilk fırsatta kitaplarını okumaya çalışırım. Umarım bir gün kendisiyle de tanışıp kitaplarını imzalatma şansını bulurum. Öhöm öhöm konumuza dönersek eğer, çoğunuzun okuduğunu tahmin ettiğim "Mihmandar: Bir Eyüp Sultan Romanı"nı gözlerime yaşlar dolarak okuduğumu belirtmek isterim, maneviyatla ilgili gözyaşları idi bendeki. Okumayanlara şiddetle tavsiyemdir.

"Peygamberin Mihmandarı! Bir arzun varsa yapayım. Bir vasiyetin varsa yerine getireyim!"
"Ey Emir! Sakın Allah'ın dinini bozma, müminler arasına fitne girmesine müsaade etme. Askere adalet ile muamele eyle ve düşman karşısında can kaygusu çekme. Bana gelince, senden ve senin ait olduğun şu dünyadan hiçbir şey istemediğimi bil ve herkese böylece ilan et. Şurada can oynatan cengaverlerden son arzum odur ki Azrail(a.s) bize uğradıktan sonra naaşımı Konstantiniyye surlarına yakın götürsünler. O gün savaş hattı nerede oluşursa, bedenimi o noktaya kadar taşısınlar ve orada, savaşan mücahitlerin arasında beni defneylesinler. Ta ki atlarımızın ayakları bedenimi çiğnemiş olsun, Bizans dokunamasın. Ayrıca, eğer yapabiliyorlarsa, cenazemi kendi atımın arkasında bir sedyeye bağlayıp taşısınlar. Tıpkı Kutlu Nebi'yi getiren Kusva'nın Medine'de bizim hanemizi bulduğu gibi o da benim için nereye gideceğini ve nerede duracağını bulacaktır."


29 Mart 2014 Cumartesi

Rona Jaffe - Her Şeyin En İyisi

Üzerindeki etikette 9.95 TL yazıyor ama ben bu harika kitabı 5 TL'ye aldım :) Eskişehir'deyken kütüphaneden alıp da okuyamadığım kitap artık benim, hem de oldukça uygun fiyata. Sırf merakımdan internetten araştırdım fiyatını 24.75 TL imiş indirimli fiyatı. Şanslı gördüm kendimi bir an :) Neyse asıl konumuza dönersem, bu kitap 1950'li yıllarda yazılmış bir roman aslında. Zamanının New York'unda iş yaşamına atılan genç kızların hayat hikayesini ve ayakta kalmak için neler yaptıklarını anlatıyor. Kısacası okuyun, okutturun :)

Caroline üniversite mezunu entelektüel bir genç kız olsa da, tek istediği büyük aşkı Eddie'nin karısı olabilmektir. Fakat Eddie'nin onu nişanlıyken terk etmesinin ardından kendini iş dünyasında hırslı bir kadın olarak bulur. Masum ve güzel taşra kızı April, zengin Dexter'ın hayatına girmesiyle büyük bir değişim yaşar. Erken yaşta evlenip boşanmış bir anne olan Barbara, evli bir adama beslediği derin duygular yüzünden kendisiyle hesaplaşmaktadır. Yetenekli ve özgür ruhlu Gregg ise asi yazar David'e hastalıklı bir şekilde tutulmuştur...

Kadınların bağımsızlıklarını henüz ilan etmedikleri yıllarda kariyer yapmaya çalışan genç kızlara ayna tutan Her Şeyin En İyisi öylesine yankı uyandırdı ki 1959'da aynı adla çekilen filmi 2 dalda Oscar'a aday gösterildi. Günümüzdeyse Mad Man dizisinin ilk sezonunda sıkça ekrana yansımasıyla yeniden popüler oldu. Kitabın bu başarısı şaşırtıcı sahiciliğinden ileri geliyordu. Çünkü Caroline'ın da dediği gibi: "Herkes yaşadığı şeylerin sadece kendi başına geldiğini düşünür; başkalarının da aynı sorunları yaşıyor olabileceği, aynı şeyleri hayal edebileceği kimsenin aklına gelmez."



7 Eylül 2013 Cumartesi

Bakirenin Kızları - Jeane Westin

Kraliçe I.Elizabeth'in ilk kez farklı bir tarafını göreceksiniz. 
Ben bu kitabı okurken kraliçeye kimi zaman (hatta çoğu zaman) çok kızdım kimi zaman da duygularını anlayıp sempati gösterdim ve verdiği kararları doğru buldum.
Bakirenin Kızları'nda iki farklı aşık çift bulacaksınız: 
Suffolk Dükü'nün küçük kızı Leydi Katherine Grey ile Somerset Dükü'nün oğlu Lord Edward Seymour ve Lord John Harington ile Leydi Mary Rogers. 
Tabi bu mükemmel çiftlerin arasında kararlı bir Kraliçe.
Bence mutlaka okunması gereken bir kitap.


VIII.Henry ve Anne Boleyn'in kızı I.Elizabeth hem iktidar hem de kadın olmanın getirdiği zorlukların farkındadır. Güçlü bir kraliçe olarak gerçek aşkı tatmamaya yeminlidir. Bu yüzden etrafında kendisine romantik arzuları tattıracak kimseyi istemez. 
I.Elizabeth'in hikayesi ilk kez ona çok yakın iki kadının gözünden anlatılıyor. Bitmek bilmeyen entrikalar, yarım kalmış aşklar ve unutulmaz dramlar ortaya kayıtsız kalınamayacak bir eser çıkarıyor.

"Çok çekici ve inanılmaz derecede olağanüstü."
{Sandra Worth}

"Elimden bırakamadım."
{Anne Gracie}

"Yüksek bir drama örneği... Son Tudor hanedanının unutulmaz bir öyküsü."
{Karen Harper}



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...